21 Ağustos 2010 Cumartesi

gitme diyeydin

uzuuuuuun zaman sonra ilk kez bir akraba ziyareti etkinliğine katıldım bu gece. hem de bilerek, isteyerek. ayıktım da üstelik. gaflet değil, delalet hiç değil. resmen "evet, ben de geliyorum!" dedim birden, aile fertlerinin şaşkın bakışları arasında. şimdi olsa yine aynısını yapar mıydım, bilmiyorum. neyse konu pişmanlıklarım değil.. (gerçi o da güzel bir yazı konusu olurmuş bak, unutmayayım..)

efendim, sebebi ziyaretimiz aslında, aile fertlerinden birinin -ki kendisi teyzem dolayısıyla eniştem olur- ayağını kırması mı çatlatması mı ne.. çok da dinlemedim. bedenen orda olsam da, gece boyunca ruhen kısa gezintiler yapıyor olmamdan ötürü, konuşulan konulara tam odaklanamamış olabilirim. zaten konular da çok iç açıcı değildi zannedersem. kaç saat boyunca ilgimi çeken bir tane bile çıkmayınca demek..

önce çay-tatlı faslı, sonra meyve seramonisi, tutmasaydım bir de türk kahvesi turu.. ışığı gören de gelince, her seferinde bu sıra bozulmadan başa sarıyor. biri de çay içmeyiversin canım teyzem, direkt meyveye geçsin olma mı? yok.

soğuk esprilerin, ufak gerginliklerin, görünmez kazaların havada uçuştuğu bir geceydi. olur öyle dedim, takılmadım. allahtan kuzenler vardı. karşılıklı kaş-göz-gülüşme-dürtüşme aksiyonları falan ekledik de, işkenceyi hafifletilmiş cezaya dönüştürebildik..

peki ben bu geceden ne anladım? (her şeyden bir anlam çıkartmak zorunda değilim, evet. ama bu kendiliğinden çıktı, çok zorlamadım..) ne anladım söyleyeyim; bıkmışım! arkadaş, ben kendimi bildim bileli bizim ev ana-baba günüdür. bayram seyran farketmez, yolgeçen hanıdır her daim.. biz nasıl büyüdük o evde bilmiyorum.. -ruhsal olarak çok sağlıklı olmadığımız kesin de..- akraba deyince başıma taşlar düşüyor, üzerime üzerime yuvarlanıyor hepsi sanki. hep küçüklüğümden kalma o kalabalıklar, o çocuk sesleri, annemin bizimle değil misafirle ilgilenmesi gerektiği fikrine bir türlü alışamamanın verdiği huzursuzluk, anneannemin ilginç tavırları, hep bir telaş, herkesi memnun etme çabası, gerginlik, yorgunluk.. hepsi birden geliyor, gözümün önündeki o film şeridinde yerini alıyor. mide bulantısı ve kalp çarpıntısı şeklinde de kendini hissettiriyor vücudumda. sonra da, al işte sonuç; yabani diye adlandırılan biz çocuklar, gençler, kendini genç hissedenler..

dolayısıyla olmuyor. daha kendimi bu tip ziyaretlerin gerekliliğine inandıramazken, kalkıp bir de gönüllü olmak koyuyormuş insana geç anladım. ne işin var senin, otur evinde mis gibi! (bi ev kedisi olaydım şu hayatta, başka şey ister miydim acaba?..) neyse işte, bir daha mı, tövbe! bilip bilmeden böyle deneysel işlere girişmek yok.. bayramda da kaçacak yer arıyorum, hala bulamadım. fikri olan varsa beri gelsin. kulağını yalayıp, burnunu mıncırıcam.

3 yorum:

  1. "kulağını yalayıp, burnunu mıncırıcam."
    bu kısmı yeni gördüm! bir daha yorum yapamıcam!

    YanıtlaSil
  2. öyle "bize geeeel" nidalarıyla gelmeyin bana! mantıklı çözüm üretin sevgili okurum.

    YanıtlaSil